Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Sart’taki Sardes Sinagogu, 2025’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilen Sardes ve Bin Tepe Lidya Tümülüsleri içinde kültür turizmi için ayrı bir inanç mirası başlığı açıyor. Geç Roma döneminde Sardes’teki Yahudi dini yaşamının merkezi olan yapı, antik kentteki hamam-gymnasion kompleksinin bir bölümünün ibadet mekânına dönüşmesiyle Anadolu’nun çok katmanlı tarihini sahada gösteriyor.

Sardes, yalnızca Lidya Krallığı’nın başkenti ve erken para üretimiyle anılan bir antik kent değil. Kültür Portalı’nın aktardığı bilgiler, kentin 5000 yılı aşkın yerleşim geçmişine, Pers, Roma ve Bizans dönemlerinde koruduğu konuma ve dini kimliğine işaret ediyor. Sinagog bu çerçevede, antik kentin Yahudi mirası yönünü görünür kılan en güçlü duraklardan biri olarak ayrışıyor.

Lidya başkentinde Yahudi mirası

Kültür Portalı’na göre Sardes Antik Kenti’nin kalıntıları Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Sart beldesinde yer alıyor. Lidya Devleti’nin başkenti olan kent ve çevresi, kazı çalışmalarına göre 5000 yılı aşkın süredir farklı yerleşimlere sahne oldu. Sardes, MÖ 7. yüzyıldan MS 7. yüzyıla kadar uzanan on dört yüzyıllık süreçte ulaşım, idare ve ticaret bakımından etkinliğini korudu.

Kentin zenginliği, Lidya anlatısının merkezinde duruyor. Kültür Portalı, Sardes’i tarihte devlet güvencesinde paranın ilk basıldığı yer olarak tanımlıyor; tarım, hayvancılık, ticaret ve Paktolos yani Sart Çayı’nda yapılan altın madenciliği kentin ekonomik gücünü besleyen başlıklar arasında sayılıyor. Aynı kaynak, Sardes’in İncil’in Vahiy bölümünde Hristiyanlığın batıya yayılmasında rol oynayan Batı Anadolu’daki yedi kiliseden biri olarak anıldığını ve Bizans döneminde piskoposluk merkezi haline geldiğini aktarıyor.

Kültür Portalı’nın alanı tanımlarken kullandığı miras başlıkları, Sardes’i tek çizgili bir antik kent anlatısının dışına taşıyor. Kent; dünyanın ilk madeni parasının icat edildiği, basıldığı ve ticarette kullanıldığı yer olarak gösteriliyor. Aynı metinde Sardes, Hristiyanlığın ilk yedi kilisesinden birini barındırması, antik dünyanın en büyük havrasına sahip olması ve geniş nekropol alanıyla dünya tarihi açısından benzersiz nitelikte sayılıyor.

Sardes Sinagogu bu tarih içinde Roma döneminin ayrı bir katmanını açıyor. Sardis Expedition, anıtsal sinagogun Geç Roma döneminde Sardes’te Yahudi dini yaşamının merkezi olduğunu belirtiyor. 1962’de keşfedilen yapı ve bezemeleri kısmen restore edildi. Sinagoga doğudan sütunlu bir ön avluyla giriliyordu; ana toplanma salonu 50 metreden uzundu ve yaklaşık bin kişiyi alabilecek büyüklükteydi. Ana salonun çatısını taşıyan taş ayaklar, zeminden yaklaşık 14 metre yüksekte bir örtü sistemini destekliyordu.

Müze.gov.tr’de yer alan örenyeri bilgisinde sinagog, Roma hamam-gymnasion kompleksinin palaestrasının güneyindeki bazilika formunda yapı olarak anlatılıyor. Aynı bilgiye göre yapı, Roma İmparatorluk Dönemi’nde, 3. yüzyılda sinagoga çevrildi. Bu ayrıntı, Sardes’in kamusal mimarisi içinde Yahudi cemaatinin görünür bir yere sahip olduğunu gösteren en somut verilerden biri.

Sardis Expedition, sinagogun Roma hamam-gymnasion kompleksinin köşesinde yer aldığını ve kamusal yapının bir bölümünün Yahudi ibadet mekânına dönüştürüldüğünü aktarıyor. Mozaik zeminler, mobilyalar ve mermer duvar bezemeleri farklı zamanlarda eklendi; bugün görülebilen kalıntıların büyük bölümü 4. ve 5. yüzyıllara tarihleniyor. Yapı, kentin büyük bölümüyle birlikte 7. yüzyıl başlarında yaşanan depremden sonra terk edildi.

Dünya mirası çerçevesi

UNESCO Dünya Miras Merkezi, Sardes ve Bin Tepe Lidya Tümülüsleri’nin 2025 yılında Dünya Mirası Listesi’ne kaydedildiğini bildiriyor. Kayıtta Sardes, MÖ 8. ve 6. yüzyıllar arasında öne çıkan Lidya uygarlığının başkenti, erken sikke üretimi ve özgün şehir planlamasıyla tanımlanıyor. UNESCO’nun açıklamasında kentin surları, terasları, yerleşim alanları, kutsal alanları ve mezarlıklarıyla ayırt edici bir şehir düzeni kurduğu bilgisi yer alıyor.

Bin Tepe, Sardes anlatısını genişleten ikinci büyük parça. UNESCO, bu nekropol alanında 119’dan fazla tümülüs bulunduğunu ve üç büyük tümülüsün dünyanın en büyük tümülüs mezarları arasında sayıldığını aktarıyor. Bu nedenle Sardes ziyareti, yalnızca antik kentin merkezindeki yapılarla değil, Lidya mezar peyzajı ve çevre coğrafyayla birlikte anlam kazanıyor.

Kültür Portalı, günümüzde antik kentte surlar, tapınak, gymnasium-hamam, kilise, dükkânlar, tiyatro ve stadion kalıntılarının bulunduğunu belirtiyor. Artemis Tapınağı da rotanın diğer güçlü durağı. Kaynağa göre tapınak muhtemelen eski bir Kybele kült alanında yer aldı; Hellenistik dönemde yapımına başlandı, depremden sonra Tiberius döneminde eski planına göre yeniden inşa edildi ve 4. yüzyılda güneydoğu köşesine bir şapel eklendi.

Saha anlatısı, ziyaretçiyi iki yakalı bir rota içine alıyor. Kültür Portalı’nın ulaşım bilgisinde Salihli’den gelenlerin Sart içinden geçen asfalt yolun iki yanında harabeleri görebileceği; yolun bir tarafında Sardes Antik Kenti, diğer tarafında Artemis Tapınağı bulunduğu aktarılıyor. İzmir yönünden gelenler için de Turgutlu, Ahmetli ve Sart hattı tarif ediliyor.

Bu katmanlar, Sardes Sinagogu’nu Ege kültür turları için tek başına bir duraktan çok daha geniş bir hikâyenin parçası yapıyor. Aynı sahada Lidya başkenti, Roma kamusal mimarisi, Yahudi ibadet alanı, Artemis kültü ve erken Hristiyanlık izi yan yana okunabiliyor. Kaynaklar güncel ziyaretçi sayısı, rezervasyon eğilimi ya da tur programlarındaki paya ilişkin veri vermiyor; yine de Sardes’in UNESCO kaydı, sinagogun daha görünür bir inanç turizmi başlığı olarak anlatılmasına güçlü bir dayanak sağlıyor.