CHP Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, 14 Temmuz 2026’da TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı kısa konuşmada, Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi ile Türk vatandaşlarının giderek büyüyen Schengen vizesi sorununu yan yana koydu. Arpacı; öğrencilerin, ailelerin, çalışanların, iş insanlarının ve fuarcıların vizeye erişemediğini söylerken Tonga, Nikaragua, Andorra, Kiribati, Trinidad ve Tobago ile Tuvalu vatandaşlarının Avrupa’ya vizesiz seyahat edebilmesini örnek gösterdi.

“Özellikle öğrenciler, aileleri, iş insanları, çalışanlar, fuarcılar vize alamazken...”

Arpacı’nın saydığı altı ülke bakımından temel bilgi doğru: Bu ülkelerin vatandaşları, kısa süreli Schengen seyahatlerinde vizeden muaf grupta bulunuyor. Ancak vize muafiyeti, Avrupa’da sınırsız eğitim veya çalışma hakkı vermiyor. Kural, turizm, aile ziyareti, bilimsel faaliyet, fuar ve iş görüşmesi gibi amaçlarla 180 gün içinde 90 güne kadar kısa kalışları kapsıyor; ücretli çalışma ile uzun süreli eğitim ise ilgili ülkenin ulusal izin ve vize düzenlemelerine tabi.

Konuşmadaki siyasi eleştirinin araştırılması gereken asıl bölümü ise şu soruda düğümleniyor: Schengen vizesi konusunda Türkiye’nin muhatabı olan ülkeler Ankara’daki NATO Zirvesi’ne geldi mi ve vize sorunu bu yoğun diplomatik trafikte sonuç üreten bir başlığa dönüştürüldü mü?

Schengen’in siyasi muhatapları Ankara’daydı

NATO’nun 7–8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen zirvesine ittifakın devlet ve hükûmet başkanları ile temel ortakları katıldı. NATO 32 ülkeden, Schengen alanı ise 29 ülkeden oluşuyor. İki resmî liste karşılaştırıldığında Schengen ülkelerinin 25’inin aynı zamanda NATO üyesi olduğu görülüyor. NATO üyesi olmayan dört Schengen ülkesi Avusturya, Liechtenstein, Malta ve İsviçre.

Bu tablo, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, Polonya, İsveç, Danimarka ve Norveç gibi Türkiye’den yoğun vize başvurusu alan ülkelerin en üst siyasi temsilcilerinin Ankara’da bulunduğu anlamına geliyor. Vize kararlarını liderler şahsen vermese de konsolosluk kapasitesi, randevu politikası, dış hizmet sağlayıcıların denetimi ve Türkiye’ye uygulanacak siyasi kolaylıklar hükümetlerin sorumluluk alanında.

Üstelik Dışişleri Bakanlığının kamuya açıkladığı zirve diplomasisi içinde doğrudan ilgili isimler de vardı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan; Almanya, Fransa, İtalya ve Polonya dışişleri bakanlarının yanı sıra Birleşik Krallık temsilcisi ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile Avrupa güvenliği ve bölgesel gelişmeleri görüştü. Fidan ayrıca Macaristan Dışişleri Bakanı ile ayrı bir görüşme yaptı. Almanya, Fransa, İtalya, Polonya ve Macaristan Schengen vizesi veren ülkeler arasında.

Burada kurumsal sınırı doğru çizmek gerekiyor. NATO, Schengen vizesi veren veya vize muafiyeti kararı alan bir kuruluş değil. Bu yetki Avrupa Birliği mevzuatı, Schengen ülkelerinin hükümetleri, merkezî makamları ve konsoloslukları üzerinden kullanılıyor. Buna karşılık NATO zirvelerinin ikili görüşmeleri, vize gibi NATO’nun resmî görev alanında bulunmayan sorunların en üst siyasi düzeyde ele alınmasına da imkân sağlayabiliyor.

Ankara Zirvesi’nin sonuç bildirgesi ve NATO’nun açıkladığı ana başlıklar incelendiğinde; kolektif savunma, savunma yatırımları, savunma sanayisi kapasitesi, ileri askerî yetenekler, enerji güvenliği, Ukrayna’ya destek, İran ve hibrit tehditlerin öne çıktığı görülüyor. Kamuya açıklanan zirve metinlerinde ve Dışişleri Bakanlığının duyurduğu görüşme başlıklarında Türk vatandaşlarının Schengen vizesi sorununa ilişkin somut bir taahhüt, ortak mekanizma veya randevu kapasitesi kararı bulunmuyor.

Bu tespit, kapalı ikili görüşmelerde vize konusunun hiç konuşulmadığını kanıtlamaz. Ancak kamuoyuna açıklanan sonuçlar açısından bakıldığında, Türkiye’nin uzun süredir yaşadığı vize erişim sorununun Ankara Zirvesi’nin görünür diplomatik çıktıları arasına girmediği açık.

Arpacı’nın “pasaportun itibarı” üzerinden yaptığı değerlendirme siyasi nitelikte. Tarihsel kayıtlar, Türk vatandaşlarına yönelik Avrupa vize zorunluluğunun mevcut iktidar döneminde başlamadığını gösteriyor. Avrupa Birliği Adalet Divanı kayıtlarında Almanya’nın Türk vatandaşlarına genel vize şartını 1 Temmuz 1980’den itibaren uyguladığı belirtiliyor. Buna karşılık bugünkü iktidarın tartışılan sorumluluğu; 2013’te başlayan vize serbestisi sürecinin tamamlanamaması, son yıllardaki randevu krizinin çözülememesi ve diplomatik temaslardan somut kolaylık çıkarılamaması.

Sorunun diğer tarafında Türkiye–AB vize serbestisi süreci bulunuyor. Avrupa Komisyonunun 2025 Türkiye Raporu, vize serbestisi yol haritasında yerine getirilmemiş altı kriter konusunda ilerleme sağlanmadığını belirtiyor. Dolayısıyla konu yalnızca Avrupa ülkelerinin randevu ve ret uygulamalarından ibaret değil; Türkiye’nin tamamlaması gereken yasal ve kurumsal yükümlülükler de devam ediyor.

Buna karşılık Avrupa Komisyonu, Temmuz 2025’te önceki vizelerini kurallara uygun kullanan Türk vatandaşları için daha elverişli çok girişli vize kuralları kabul etti. Komisyon kararında, güvenilir başvuru sahiplerinin sayısının arttığı ve büyüyen başvuru hacminin konsolosluklarda kapasite sorunu yarattığı açıkça kaydedildi. Aynı belgede seyahat acenteleri üzerinden gerçekleşen usulsüzlükler, dolandırıcılık, insan kaçakçılığı ve hizmet pasaportlarıyla ilgili şeffaflık sorunları da Türkiye ile yürütülen daha geniş görüşmelerin başlıkları arasında sayıldı.

Krizin merkezi konsolosluklar mı, aracı şirketler mi?

Türkiye’de vize tartışmasının görünen yüzünü çoğu zaman randevu siteleri ve dış hizmet sağlayıcı şirketler oluşturuyor. Başvuru sahibi konsolosluktan önce bu şirketlerin internet sistemi, çağrı merkezi ve başvuru ofisiyle karşılaşıyor. Randevu bulunamaması, sistem hataları, ek hizmet ücretleri, pasaport teslimi ve bilgilendirme sorunları nedeniyle tepkinin ilk adresi de doğal olarak aracı kuruluşlar oluyor.

Fakat hukuki sorumluluk zinciri farklı. AB Vize Kanunu ve uygulama el kitabına göre dış hizmet sağlayıcı; başvuruyu ve belgeleri kabul edebilir, biyometrik verileri toplayabilir, ücretleri tahsil edebilir ve pasaportu başvuru sahibine geri ulaştırabilir. Başvurunun değerlendirilmesine ve kararına katılamaz. Ret, kabul, vize süresi ve giriş sayısı konsolosluk veya ilgili ülkenin merkezî makamı tarafından belirlenir.

Üye devlet, hizmet aldığı şirketin verdiği bilginin doğruluğundan, sözleşme şartlarından, veri güvenliğinden ve hizmet kalitesinin denetlenmesinden sorumludur. Bu nedenle aracı kuruluşlar operasyonel sorunun merkezi olabilir; ancak hukuki ve siyasi sorumluluğun nihai adresi ilgili Schengen devletidir. Randevu sisteminin kötü işletilmesi de devleti sorumluluktan çıkarmaz, çünkü kapasiteyi ve hizmet sağlayıcıyla yapılan sözleşmeyi belirleyen makam yine o devlettir.

Yetkisiz randevu simsarları ve yüksek ücretle “kesin randevu” vaat eden ticari aracılar ise ayrı bir sorun alanı. Bunların resmî dış hizmet sağlayıcılarla karıştırılmaması gerekiyor. Avrupa Birliği de ticari aracı kullanımının vize alma ihtimalini artırmadığını, kararın yalnızca yetkili makamlarca verildiğini özellikle vurguluyor.

Avrupa Komisyonunun 2025 verilerine göre Türkiye’deki Schengen konsolosluklarına 1 milyon 268 bin 376 kısa süreli vize başvurusu yapıldı. Toplam 1 milyon 72 bin 54 tek tip Schengen vizesi düzenlenirken 183 bin 196 dosyada vize verilmedi. Karara bağlanan dosyalar üzerinden hesaplanan olumsuz sonuç oranı yüzde 14,6 oldu. Verilen vizelerin yüzde 68,7’si çok girişliydi.

Aynı yıl dünya genelindeki ret oranının da yaklaşık yüzde 14,6 olması, Türkiye’deki krizin yalnızca ret oranıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Asıl görünmeyen alan randevuya erişim. Başvuru yapacak tarih bulamayan, seyahatinden önce dosyasını teslim edemeyen veya randevu sistemi aşamasında vazgeçen kişiler Avrupa Komisyonunun başvuru ve ret istatistiklerine hiç girmiyor. Bu nedenle resmî oranlar, vizeye erişemeyen toplam nüfusu değil, yalnızca konsolosluk sistemine dosya sokabilenleri ölçüyor.

Veri setinin bir başka sınırı daha var: Rakamlar vatandaşlığa göre değil, başvurunun yapıldığı konsolosluğun bulunduğu ülkeye göre tutuluyor. Türkiye tablosunda Türkiye’de ikamet eden başka ülke vatandaşlarının dosyaları da bulunabilir. Aynı durum Afrika ülkeleri için de geçerli.

Arpacı’nın örnekleri üzerinden Afrika’ya bakıldığında yaygın kanaatin tersine bir tablo ortaya çıkıyor. Afrika’daki egemen devletler içinde Mauritius ve Seyşeller kısa süreli Schengen seyahatlerinde vizeden muaf. Cabo Verde ise tam muafiyet değil, kolaylaştırılmış vize prosedüründen yararlanıyor. Kıtanın geri kalanındaki normal pasaport sahipleri genel olarak Schengen vizesine tabi.

Avrupa Komisyonunun ayrı ülke lokasyonu verisi yayımladığı 45 Afrika ülkesinde 2025 yılında toplam 2 milyon 662 bin 167 başvuru yapıldı. Bu lokasyonlarda 716 bin 709 dosyada vize düzenlenmedi ve karara bağlanan başvurular üzerinden ağırlıklı olumsuz sonuç oranı yüzde 27,5’e ulaştı. Bu oran Türkiye’deki yüzde 14,6’nın belirgin biçimde üzerinde.

Afrika’daki başvuru ülkesi2025 başvuruOlumsuz sonuç oranı
Angola72.766%45,4
Benin15.364%30,0
Botsvana1.504%10,8
Burkina Faso9.631%19,1
Burundi5.288%53,5
Cabo Verde27.598%21,4
Cezayir444.577%31,3
Cibuti4.308%32,4
Demokratik Kongo Cumhuriyeti52.048%40,4
Ekvator Ginesi10.139%33,2
Eritre5.772%38,8
Etiyopya26.166%34,4
Fas619.827%19,2
Fildişi Sahili81.886%31,5
Gabon17.270%29,2
Gana63.725%46,6
Gine22.335%52,3
Gine-Bissau6.308%54,3
Güney Afrika195.946%5,3
Kamerun57.469%40,4
Kenya77.760%33,3
Komorlar2.538%55,3
Kongo Cumhuriyeti25.693%48,7
Liberya160%0,0
Libya43.701%15,8
Madagaskar16.489%29,9
Mali11.336%43,0
Mauritius722%8,2
Moritanya25.265%37,2
Mozambik21.695%14,1
Mısır226.865%24,2
Namibya4.615%3,0
Nijer3.134%18,2
Nijerya113.359%48,2
Orta Afrika Cumhuriyeti3.346%33,8
Ruanda8.323%37,9
Senegal71.923%51,9
São Tomé ve Príncipe8.822%3,8
Tanzanya16.227%19,3
Togo10.427%40,3
Tunus188.579%19,7
Uganda20.691%36,9
Zambiya2.621%11,2
Zimbabve9.657%15,4
Çad8.292%31,2

Eswatini, Gambiya, Lesotho, Malawi, Seyşeller, Sierra Leone, Somali, Güney Sudan ve Sudan için 2025 veri dosyasında ayrı bir konsolosluk lokasyonu toplamı bulunmuyor. Bu durum o ülkelerin vatandaşlarının başvuru yapmadığı anlamına gelmiyor; dosyalar başka ülkelerdeki temsilcilikler veya temsil anlaşmaları üzerinden işleme alınabiliyor.

Mauritius’un vizeden muaf olmasına rağmen tabloda başvuru görünmesi de aynı yöntemden kaynaklanıyor. Veriler pasaport uyruğunu değil, konsolosluğun bulunduğu ülkeyi ölçtüğü için Mauritius’ta yaşayan vizeye tabi başka ülke vatandaşlarının başvuruları bu satıra girebiliyor.

Sonuç olarak TBMM’deki çıkışın üç ayrı sorumluluk alanını birlikte tartışması gerekiyor. Schengen ülkeleri ve konsoloslukları; randevu kapasitesi, karar kalitesi, vize süresi ve hizmet sağlayıcıların denetiminden sorumlu. Aracı kuruluşlar; internet sistemi, başvuru kabulü ve hizmet kalitesinin operasyonel tarafında bulunuyor. Türkiye ise hem vize serbestisi yol haritasındaki kalan kriterler hem de sorunun üst düzey diplomatik temaslarda somut çıktıya dönüştürülmesi bakımından sorumluluk taşıyor.

Ankara NATO Zirvesi, Schengen ülkelerinin büyük bölümünün siyasi muhataplarını aynı şehirde buluşturdu. Kamuya açık belgeler ise öğrenciler, iş insanları, fuarcılar ve seyahat sektörü açısından giderek ekonomik bir engele dönüşen vize krizinin bu diplomatik yoğunluk içinde görünür bir sonuç üretmediğini gösteriyor.