“2050 hedeflerini gerçekleştirecek insanların önemli bir bölümü bugün okul sıralarında.

Onlara sürdürülebilirliği öğretmeden gelecekte çalışacakları şirketlerden kusursuz sürdürülebilirlik raporu beklemek eksik bir dönüşüm modelidir.”

Bugün sürdürülebilirlik denildiğinde önümüze çoğunlukla aynı kavramlar geliyor: karbon ayak izi, net sıfır, ESG, sürdürülebilirlik raporlaması, yeşil finansman, taksonomi, emisyon ticareti, iklim yatırımları...

Şirketlerden emisyonlarını hesaplamalarını, tedarik zincirlerini dönüştürmelerini ve çevresel-sosyal etkilerini raporlamalarını; bankalardan yeşil yatırımları finanse etmelerini; yatırımcılardan iklim riskini fiyatlamalarını bekleniyor.

Peki bütün bunları yapacak insanı ne zaman yetiştiriyoruz? Üniversitede mi? İşe girdikten sonra verilen birkaç saatlik eğitimde mi? Yoksa şirket ilk sürdürülebilirlik raporunu hazırlamak zorunda kaldığında mı?

Tartışmanın eksik kalan tarafı burada başlıyor: Sürdürülebilirlik bir raporlama tekniğinden önce bir düşünme, karar verme ve tutum meselesidir. Raporlama sistemin çıktılarından biridir; insanın o sistemi anlayabilmesi ve içselleştirmesi ise çok daha erken başlar.

Dünya bunu yeni keşfetmedi

1992 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 6. maddesi; iklim değişikliği konusunda eğitim programlarını, kamuoyu farkındalığını, bilgiye erişimi, katılımı ve bilimsel-teknik personelin eğitimini açıkça tarafların görev alanına koymuştur.

Paris Anlaşması da 2015’te bu çizgiyi sürdürerek, anlaşmanın 12. maddesi ile tarafların iklim değişikliği eğitimi, öğretimi, kamuoyu bilinci, katılım ve bilgiye erişimi geliştirmek üzere iş birliği yapmasını vurguladı.

COP26’da bu alan daha kurumsal bir çerçeve kazandı: taraflar on yıllık “Action for Climate Empowerment – ACE” Glasgow Çalışma Programı ile eğitim, öğretim, kamuoyu farkındalığı, halkın katılımı, bilgiye erişim ve uluslararası iş birliği olmak üzere altı ACE unsurunu; politika uyumu, koordineli eylem, araçlar ve destek ile izleme-değerlendirme-raporlama başlıkları altında topladı.

COP27’de ise bunu somut faaliyetlere dönüştürmek üzere dört yıllık bir eylem planı kabul edildi.

Dolayısıyla bugün “COP’larda eğitim hiç konuşulmadı” demek doğru değil. Tartışıldı, metinlere girdi, programlara dönüştü; ancak iklim politikasında finansman, enerji ve emisyon hedefleri kadar ölçülebilir ve takip edilebilir bir uygulama alanına dönüşebildi mi?

COP28, COP29 ve COP30: Görünürlük arttı, ya uygulama?

COP28 Dubai bu açıdan bir eşik oluşturdu. UNESCO’nun ifadesiyle COP tarihinde ilk kez iklim değişikliği eğitimine ayrılmış özel bir “Greening Education Hub” kuruldu. Aynı dönemde “Eğitim ve İklim Değişikliği Ortak Gündemi Bildirgesi” yayımlandı; ülkeler eğitim sistemlerini iklim risklerine uyarlama, eğitimi NDC’lere ve uyum stratejilerine dahil etmeyi teşvik etme ve eğitim için daha fazla finansmanı destekleme yönünde taahhütler belirledi.

COP29 Bakü’de konu “insan gelişimi” çerçevesinde ele alındı. COP29 Başkanlığı, eğitim, beceriler, sağlık, çocuklar ve gençleri birlikte ele alan ilk bütüncül Human Development Day’i ve Baku Initiative on Human Development for Climate Resilience girişimini duyurdu. Girişimin eğitim ayağı; yeşil okullar, müfredat, öğretmen eğitimi ve eğitim sistemlerinin kapasitesine ilişkin küresel iş birliğini güçlendirmeyi hedefledi.

COP30 Belém’de de ACE resmi müzakere gündeminden çıkmadı. COP30’da “Matters relating to Action for Climate Empowerment” başlıklı 17/CP.30 sayılı karar kabul edildi.

Konu “hiçbir şey yapılmadı” değil. Sorun, otuz yılı aşkın süredir tanımlanmış bir alanın ne kadarının öğrencinin sınıfına, öğretmenin günlük pratiğine ve ulusal bütçeye dahil edildiğidir.

UNFCCC’nin 2026 raporu

UNFCCC Sekretaryasının Mart 2026 tarihli sentez raporu, iki gerçeği aynı anda gösteriyor. Birincisi, eğitim artık ulusal iklim planlarında daha görünür: 31 Aralık 2025 itibarıyla tarafların son NDC’lerinin 152’sinde, yani yüzde 78’inde eğitim unsuruna yer veriliyor.

İkincisi, aynı rapor uygulama tarafındaki zayıflıkları açık biçimde kayda geçiriyor. Taraflar iklim eğitiminde sınırlı mali ve teknik kaynak, kurumsal kapasite sorunları, paydaşlar arası koordinasyon güçlüğü, yetersiz öğretmen eğitimi, eski veya sınırlı öğretim materyalleri ve zayıf izleme-değerlendirme sistemlerini sorun olarak not ediyor.

Eğitim iklim metinlerinde var; fakat eğitim için ayrılan kaynak, hedeflenen öğrenci ve öğretmen sayısı, öğrenme çıktısı ve davranış değişikliği izlenmiyor.

Finansman tarafında da benzer bir dengesizlik görülüyor. UNESCO’nun Greening Education Partnership sayfası, eğitimin toplam iklim finansmanından aldığı payın yüzde 2’nin altında olduğunu belirtiyor. Çözüm yeni bir ders adı koymak değil

Burada kolaycı bir çözüm de önermemek gerekiyor. Müfredata “Sürdürülebilirlik” adında haftada bir saatlik yeni ders eklemek tek başına dönüşüm değildir. Sürdürülebilirlik; fen biliminden coğrafyaya, matematikten ekonomiye, mesleki eğitimden vatandaşlık eğitimine kadar disiplinler arası ele alınmalı.

Bir öğrenci, enerjinin nasıl üretildiğini, suyun nasıl yönetildiğini, tükettiği ürünün değer zincirini, atığın nereye gittiğini, kaynak kıtlığını, döngüsel ekonomiyi, iklim riskinin tarım ve şehirler üzerindeki etkisini ve ekonomik kararların çevresel sonuçlarını anlayabilecek yetkinliğe erişebilmeli.

Bundan sonra ne yapılmalı?

Bence iklim eğitiminde artık niyet beyanından ölçülebilir uygulamaya geçmek gerekiyor. Bunun için birkaç somut adım öne çıkıyor:

1. NDC ve uyum planlarında eğitim ölçülebilir hale gelmeli. “Eğitim desteklenecektir” gibi genel ifadeler yerine kaç öğretmenin eğitileceği, hangi yaş grubunda hangi öğrenme çıktısının hedefleneceği, kaç okulun dayanıklı ve düşük karbonlu hale getirileceği belirtilmeli.

2. İklim finansmanında eğitim ayrı izlenmeli. ACE ve iklim eğitimi faaliyetleri daha büyük projelerin içinde görünmez hale gelmemeli. Eğitim, öğretmen yetiştirme ve yeşil beceriler için ayrılan kaynak açık biçimde raporlanmalı.

3. Mesleki eğitim “yeşil dönüşümün insan kaynağı” olarak görülmeli. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrikli ulaşım, döngüsel üretim, sürdürülebilir tarım, su yönetimi ve düşük karbonlu sanayi için ihtiyaç duyulan beceriler planlanmalı.

4. Okul, anlattığını uygulamalı. Öğrenci sürdürülebilirliği yalnızca kitaptan değil, içinde bulunduğu kurumun nasıl çalıştığından da öğrenmeli.

5. Başarı sonuçla ölçülmeli. Kaç seminer yapıldığı değil; öğrencinin iklim okuryazarlığının artıp artmadığı, davranış ve becerilerin gelişip gelişmediği ve eğitim sisteminin iklim risklerine karşı daha dayanıklı hale gelip gelmediği izlenebilmeli.

COP31 Antalya: Eğitim için “uygulama” sınavı

COP31, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da yapılacak etkinlik Türkiye için önemli bir fırsat alanı sunuyor. COP31 Başkanlığının kesinleşen tematik gün programında 14 Kasım, “Çocuklar, Gençlik, Eğitim ve Beceriler” gününe ayrılmış durumda; iklim okuryazarlığı ve eğitim, yeşil beceriler ve iş gücü, akademi, müfredat geliştirme ve yaşam boyu öğrenme açıkça program başlıkları arasında yerini almış.

Bu nedenle Antalya’daki eğitim gününün yalnızca iyi konuşmaların yapıldığı, gençlerin sahneye çıktığı ve birkaç örnek projenin sunulduğu sembolik bir güne dönüşmemeli.

COP31’den çıkabilecek güçlü bir yaklaşım, ülkelerin eğitim boyutunu iklim hedefleri kadar görünür hale getirmesi olabilir. Neden her ülke NDC’sinde yalnızca emisyon azaltım hedefini değil, iklim eğitimi hedeflerini de izlenebilir biçimde göstermesin? Neden “kaç ton karbon azaltacağız?” sorusunun yanında “kaç öğrenci iklim okuryazarı olacak, kaç öğretmen hazırlanacak, kaç okul iklim dayanıklı hale gelecek ve bunun için ne kadar kaynak ayrılacak?” soruları da sorulmasın?

Raporlamadan önce insan

2050 için net sıfır hedefi koyduğumuzda, o hedefi uygulayacak mühendislerin, teknisyenlerin, yöneticilerin, finansçıların, öğretmenlerin, çiftçilerin ve seçmenlerin önemli bir bölümü bugün okul çağında.

Onlara sürdürülebilirliği öğretmeden yirmi yıl sonra çalışacakları şirketlerden sürdürülebilirlik raporu istemek; dönüşümün insan tarafını sona bırakmak anlamına geliyor.

Elbette raporlama gerekli. Finansman gerekli. Taksonomi, standartlar, karbon fiyatlaması, teknoloji ve denetim gerekli. Fakat bunların hepsi, karar verecek insanın bilgisi ve davranışı kadar güçlü olabilir.

Belki artık sıralamayı değiştirmemiz gerekiyor: Önce insan. Sonra bilgi ve beceri. Sonra davranış. Sonra kurumlar, finansman ve teknoloji. Ve bütün bunların sonunda ölçüm ve raporlama.

Çünkü sürdürülebilirliğin son noktası raporlamadır; başlangıç noktası eğitimdir.

Kurgunun temeli çok önemli… Başlangıcı doğru kuramazsak, raporlarımız ne kadar kusursuz görünürse görünsün, dönüşüm eksik kalacaktır.