Bugünkü mesele, yabancı platformların gelip iyi işleyen bir düzeni bozması değil. Çünkü ortada herkes için iyi işleyen bir düzen yok. Asıl mesele, zaten sorunlu ve eşitsiz olan pazarın kimin lehine yeniden kurulacağıdır.
Bir tarafta, yabancı platformların iç pazara açılmasının seyahat acentaları aleyhine rekabet eşitsizliği yaratacağını savunan Türkiye Seyahat Acentaları Birliği var. Diğer tarafta ise Türkiye Otelciler Federasyonu Başkanı Erkan Yağcı’nın yaklaşımı:
“Dijital platformların yasaklanmasını değil, adil kurallarla düzenlenmesini savunuyoruz.”
Küçük otelle büyük otelin çıkarı aynı değil. Küçük acentayla büyük tur operatörü de aynı yerde durmuyor. Otelin yeni satış kanalı olarak gördüğü platform, gelirini tekil rezervasyonlardan sağlayan acenta için güçlü bir rakibe dönüşebiliyor.
Bu nedenle benim asıl sorum şu: Korunmak istenen gerçekten binlerce küçük işletme mi, yoksa mevcut pazarın dağılımı mı?
Önce resmî metni görelim
Tartışmanın en önemli eksiği, henüz kamuoyunun önünde maddeleri karşılaştırılabilecek resmî bir metin bulunmaması. TBMM’nin kamuya açık kayıtlarında, 8 Ağustos 2026 itibarıyla sunulmuş ve esas numarası almış bir kanun teklifine ulaşılamıyor.
Basına yansıyan bilgilere göre yabancı dijital konaklama platformlarından Türkiye’de temsilcilik açmaları ve faaliyet izni almaları istenecek. Yüzde 17 komisyon üst sınırı getirilmesi, otellerin başka kanallarda farklı fiyat sunabilmesi ve platformların paket tur düzenleyememesi de konuşulan hükümler arasında.
Bunlar önemli düzenlemeler olabilir. Fakat resmî metin yayımlanmadan hiçbirini kesinleşmiş kanun maddesi gibi değerlendiremeyiz.
Türkiye’de bütün yabancı rezervasyon platformlarının kapalı olduğu düşüncesi de doğru değil. Booking.com’a Türkiye’den erişilebiliyor. Şirketin güncel açıklamasına göre Türkiye’deki kullanıcılar platform üzerinden yurt dışındaki tesislere rezervasyon yapabiliyor; kısıtlama Türkiye’deki tesislerin iç pazara satışına uygulanıyor. Diğer platformların hukuki durumu ise aynı değil.
Şirketin pasaportuna değil, kurala bakarım
“Yerli ve millî” sözleri ekonomik bir tartışmayı kolayca sadakat sınavına çevirebilir. Yerli bir şirket de yüksek komisyon uygulayabilir, küçük işletmeye ağır şartlar dayatabilir ve pazar gücünü kötüye kullanabilir. Yabancı bir şirket de Türkiye’ye yeni müşteri getirebilir.
Bir şirketin yerli olması onu kendiliğinden adil yapmaz. Yabancı olması da mutlaka ülkeye zarar verdiğini göstermez. Ben şirketin pasaportundan önce hangi kurallarla çalıştığına bakarım.
Küçük acentayı gereksiz bir aracı olarak görmüyorum. Müşterisini tanır; vizeyi, uçuşu, transferi ve oteli birlikte takip eder. Sorun çıktığında ulaşılabilir bir muhatap olur. Fakat gelirinin önemli bölümünü standart otel ve bilet satışından kazanan acentaların küresel platformlar karşısında zorlanacağı da açık.
Küçük otel açısından tablo farklı. Uluslararası platform, reklam bütçesi olmayan bir tesisi dünyanın başka bir ülkesindeki müşteriye ulaştırabilir. Belçika’daki işletmeleri inceleyen akademik çalışma, Booking.com’da yer almakla özellikle küçük tesislerin kârlılığı arasında ilişki buluyor. Çeşme ve Alaçatı’daki küçük otellerle yapılan Türkiye araştırması ise Booking.com kısıtlamasının pazarlama bakımından olumsuz sonuçlar doğurduğunu bildiriyor. Bu araştırmalar tek başına kesin bir neden-sonuç kanıtlamasa da küçük otellerin neden yeni bir satış kanalı istediğini açıklıyor.
Aynı platform oteli komisyona, sıralama algoritmasına ve müşteri verisine bağımlı da bırakabilir. Küçük otel için fırsatla tehlike aynı yerde duruyor.
Avrupa Birliği’nin yaklaşımı bu bakımdan öğretici. AB, Booking.com’u kapatmadı; pazar gücünü sınırlayan kurallar getirdi. Avrupa Komisyonunun açıklamasına göre oteller kendi sitelerinde veya başka kanallarda daha iyi fiyat sunabiliyor. Platform bu özgürlüğü doğrudan ya da dolaylı yöntemlerle engelleyemiyor. İşletmelerin kendi faaliyetlerinden doğan verilere erişmesi de güvence altına alınıyor.
Ekonomik hesabı da sloganlarla yapamayız. Yabancı platforma ödenen komisyon döviz çıkışı yaratabilir. Platform Türkiye’ye başka türlü gelmeyecek bir müşteri getiriyorsa konaklama, restoran, ulaşım ve alışveriş geliri de doğurabilir. Müşteri zaten aynı tesiste kalacakken yalnızca rezervasyon kanalı değişiyorsa yeni gelir oluşmaz; mevcut gelirin bir bölümü yabancı aracıya gider.
Asıl soru şudur: Platform Türkiye’ye yeni müşteri mi getiriyor, yoksa mevcut müşterinin yalnızca ödeme yaptığı adresi mi değiştiriyor? Türkiye için kamuoyuna açıklanmış kapsamlı bir ölçüm bulunmadan bu soruya kesin cevap verilemez.
TÜRSAB’ın eşit vergi, yerel muhatap, tüketici sorumluluğu ve adil rekabet taleplerini haklı buluyorum. Fakat buradan bütün platformların kapatılması gerektiği sonucu çıkmaz. TÜROFED’in adil kurallarla düzenleme yaklaşımı uluslararası uygulamalara daha yakın duruyor. Bu yaklaşım da yabancı şirketlerin etkisiz bir denetim altında çalışması anlamına gelmemeli.
Platformun Türkiye’de hukuki bir muhatabı bulunmalı. Vergi yükümlülüklerini yerine getirmeli, yalnızca izinli tesisleri listelemeli ve aldığı komisyonla görünürlük ücretlerini açıklamalı. Otel kendi sitesinde daha iyi fiyat sunabilmeli; başka satış kanallarını kullandığı için sıralamada cezalandırılmamalı. Küçük acentalar ise yasaklarla değil, dijitalleşme ve ürün geliştirme desteğiyle güçlendirilmeli.
Kamu yararı, yerli aracıyı yabancı aracıya karşı koşulsuz korumak veya yabancı platformu denetimsiz bırakmak değildir. Küçük otelin müşteriye ulaşabildiği, acentanın ürettiği hizmetle rekabet edebildiği, tüketicinin korunduğu ve hiçbir şirketin pazarı tek başına yönetemediği bir düzen kurmaktır.
Düzenlemenin gerçek sınırları, yükümlülükleri ve yürürlük takvimi ancak resmî metin yayımlandığında görülebilecek. O zamana kadar konuşulan hükümler, kesinleşmiş kanun maddeleri değil; basına ve sektör açıklamalarına yansıyan bilgilerdir.
Günlük turizm gazetesi


